TEKERLEME UYGULAMALARI

Konuşma kusurlarını gidermek ve dil sürçmesini önlemek için bol bol tekerleme pratiği yapmak gerekir. Aşağıdaki A’dan Z’ye tekerlemeler listesini düzenli olarak çalışabilirsiniz. Özellikle “r, s,ş” gibi zorlanılan harflerin telaffuzlarında daha fazla çalışma yapmanızı öneririm. Ne kadar çok tekerleme pratiği yaparsanız, o kadar güzel konuşmalar yaparsınız.

A

Al bu takatukaları takatukacıya takatukalatmaya götür. Takatukacı takatukaları takatukalamam derse, takatukacıdan takatukaları takatukalatmadan al da gel.

Abana’dan Adana’ya abarta abarta apar topar ahlatla ağdalı avuntucu ahmak Avni’nin avadanlıklarını aparanlardan Acar Abdullah’la Aptal Abdi akşam akşam bize geldi…

Adem madene gitmiş. Adem madende badem yemiş. Madem ki Adem madende badem yemiş, niye bize getirmemiş. 

Aliş’le Memiş mahkemeye gitmiş, mahkemede mahkemeleşmişler mi mahkemeleşmemişler mi?

Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.

Ağustos ayında Ankara’dan aldığım ayvaların arasından ayırıp arabadan ambara attığım armutları avludaki ağyarların arasındaki ayağı aksak ayyaş adam aşırınca afalladım.

Alacalattırılmamış ak danayı alıp da mı alacalattıralım yoksa alacalattırılmamış ak danayı alacalattırıp da alacalattırılmış olarak mı alalım?

Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.

Acaba sarımsaklasak da mı saklasak samanı sarımsaklamasak da mı saklasak samanı?

Adalardan Adana’ya apar topar Ahalatlı aptal Ahmet’in aparılması akşam akşam bizi üzdü.

Araba ile tavşan avlanmaz.

Acı patlıcanı kırağı çalmaz.

Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini.

Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar.

Amerikalı aktör Arthur Arnold, ağustosta Afrikalı aktrist arkadaşı Anna Alise Amisterdam’dan avdetinde aynı akşam ağaçlar altında aşkını anlatırken avlu aydınlandı.

Adamın ahmağı malını över.

Adam adamdır olmasa da pulu, eşek eşektir olmasa da çulu.

Ağustosta ayında Ankara’dan aldığım ayvaların arasından ayırıp arabadan ambara attığım armutları avludaki ağyarların arasındaki ayağı aksak ayyaş adam aşırınca afalladım.

Az kaz, uz kaz, boyunca kaz.

Aba vakti aba, yaba vakti yaba alınmaz.

Allah balmumu yakana balmumu, yağmumu yakana yağmumu verir.

Arkadaşım Ayten’in akşam anlattıklarından anlaşılan, artık ahbaplarımızla aramız adamakıllı açılmış, ama ablam arkadaşlarımızı arayarak aralık ayının altısında Ankara’da anlaşmazlıkları aydınlatacağını anlatmış.

Azıcık aşım kaygısız başım.

Aptallar abdalın ibadethanesinde aptallıklarını abdallardan ayrımlaştırırlarken adlarının anlamsızlaştırılmasını anlamlandıramadılar.

Adalardan adalara adanan Adanalı Abroş’un Ahlatlı avutucu, avuntucu, ahmak, aptal, Abdurrahman’ın arkadaşı abarta abarta ağır ağır gidiyordu.

Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar.

Ala bakan iki bakar.

Âdeme âdem gerektir âdem anlar âdemi, âdem âdem olmayınca nitsin âdem âdemi…

Aç at yol almaz, aç it av almaz.

Adam adamı bir kere aldatır.

Albümlü Kemal, elinde ampul ve alfabe, malalarıyla laboratuvarı malalamadan leylekli liseli limonatacı Cemal ile orijinal limonataları usul usul, usul gereği lıngır lıngır içtiler.

A be kuru kara dayı ne kuru sarı darı bu darı a be kuru kara dayı.

Akacak kan damarda durmaz.

Akmasa da damlar.

Altmışar altmışar altlandırılan alttan alta alınmış aydınlatmacılar alışkanlıklarını anlamsızlaştırırlarken alttan alta alınmışlıklarının anlamsızlaştırılmasını anlamlandıramadılar.

B

Buca Belediye Başkanı Bay Bekir Bal Toprak, başkanlığa başlar başlamaz bahçede bekleyen bekçiye belediyeye bağışlanmış bir buldozerin bulunduğu barakayla, bitişiğindeki binanın beyaza boyanmasını buyurdu.

Bir berber bir berbere bre berber beri gel diye bar bar bağırmış.

Bir berbere, bir bibere bre berber beri gel biber al, diyordu.

Bir dalda bir kartal; dal dartar, kartal kalkar.

Bir elin nesi var iki elin sesi var.

Bir berber bir berbere bre berber gel beri beraber bir berber dükkanı açalım, demiş.

Bizde bize biz derler, sizde bize ne derler?

Büyük büyük büyülteçli, babacan Babaeskili bonboncu Bilal’le Bigalı bıngıldak Bahir’in bön bön bakışlarına, bomboş büyülü, büyük büyük laflarına kızıyordu.

Bu bankaya eski veznedar gelecek, bu bankaya eski vezne dar gelecek.

Be birader buraya bak… Başı bereli, burma bıyıklı beti benzi bembeyaz, beberuhi boylu Bilal’in burnuna biber kaçırıp, bir bebek gibi bar bar bağırması, bir bakıma hoş, bir bakıma boş, berbat bir hal değil midir?

Başıbozuk balıkçılar barakalarda bakır biblo bıraktılar.

Bir pirinci birinci buluşta bir inci gibi birbirlerine bağlayıp, Perlepe berberi bastıbacak Bedri ile beraber Bursa barına parasız giden bu paytak budala, babası topal Badi’den biberli bir papara yedi.

Baldıran dalları ballandırılmalı mı, ballandırılmamalı mı? Sonra o bala daldırılan baldıran dalları dallandırılmalı mı, ballı dalla dallandırılmamalı mı?

Bu yoğurdu mayalamalı da mı saklamalı, mayalamamalı da mı saklamalı?

Batı tepede tahta depo dibinde beytufet eden putlu dede tekkesinden matrut bitli Vedat, dar derede tatlı duttan dürülü pide yutup pösteki dide dide dört ayda dört türlü derde tutuldu.

Biberonlu babacan bızdık bebek, biberli bumbarlı badanalı büfeyi, bobinli bibloyla badanalamakla böbürlenmeli mi yoksa biberli bumbarlı badanalı büfeyi bobinli bibloyla badanalamayıp bülbül gibi bülbülleşip böbürlenmemeli mi?

Barakada bıraktığı bardaklara böceklerin bulaştığını bildiren barbutçu barmen büyük barın bitişiğinde büyük bardakla biraya başladı.

Bağımlaştırılmış başıbozukların bayağılaştırılmış başına buyruklukları başkalaştırılarak başkaldırmacılıkları batılılaşmakla bağdaştırıldı.

Babaeskili babacan Bahri Beberuhi Bedri ile bıyıksız bıçkıcı bıngıldak Bigalı bikes Bahri’nin Bigadiç’teki bonbon banmarşesine varmışlar, oradakilerin yüzlerine bön bön bakarak, büyülü büyük buhurdanlığı buğulu buğulu boşaltıp bomboş bırakmışlar, sonra da Bodrum’da gözden kaybolmuşlar.

Be birader buraya bak, başı bereli burma bıyıklı bastı bacak bayan berberiyle bizim Bedri bey birlikte bir pirinci birinci buluşta birbirine dizip Bursa pazarına indi.

Bu evi yıkıp yapsak da mı otursak, yoksa yıkmasak onarsak da mı otursak?

Bir pirinci birinci buluşta bir inci gibi birbirine bağlayıp, Perlepe berberi bastıbacak Bedri ile beraber Balıkesir pazarına parasız giden bu paytak budala, babası topal Badi’den biberli bir papara yedi.

Başın başı başında başı var.

Bol bol yiyen bel bel bakar.

Bir tarlaya kemeken ekmişler. İki kürkü yırtık kel kör kirpi dadanmış. Biri erkek kürkü yırtık kel kör kirpi, öteki dişi kürkü yırtık kel kör kirpi. Kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürküne, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürküne eklemişler.

Baş başa veren boz bıldırcınlar birlikte bozgun yaptı.

Beterin beteri var.

Balıkesirli balıkçı Bilal’in balıklı köyün bıldırcınlarının belini kırıp barbar barın barmeni barbunyacı Bülent ile büktüre büktüre bilir bilmez büyük mü büyük büsbüyük barbekülerde kızartıp barbunya ile yediğini baylar bayanlar birer birer gördü.

Balık baştan avlanır.

Babamın babası bip bip bop bop bup bup böp böp büüüüüp büpleyip parlak pabucumu pastama paslarken papanın papasının babası pimpis paspası paspasçıya paslamış paspasçı da paspası pek pak pak paklayıp baklavacıyla paket yapmış.

Bu duvarı badanalamalı mı, badanalamamalı mı?

Bin bilsen de bir bilene danış.

Birbirlerini anlamayan insanlar, en azından birbirlerini anlayamadıklarını anlasalardı; birbirlerini anlayamadıklarını anlamadıkları andan daha iyi anladıklarını anlarlardı.

Bu mum, umumumuzun mumu.

Betül pastanın paketini bakkalın bitişiğindeki pastanede patlattı.

Bu çorbayı nanelemeli de mi yemeli, nanelememeli de mi yemeli?

Bülbül dili gibi üfürük püsküllü kükürtlü tüylü sülük, üçüncü gün ütüsüz ürküntülü gül dibi bülbül dibi üstüpünün üstünde üredi; Ülkü sülüklü üstüpüyü götürdü, küpe döktü.

Babamızın Beykoz Büyük Bulvar’daki bahçesinde bolca beyaz begonya bulunduğundan bahçıvanı bej bereli Behçet Bey Bakırköy’deki Bakım Evleri Başkanlığına bazılarını bağışlayacağını bildirdi.

C

Cihangirli cesur Cafer’le Ceyhanlı cefakâr canlı Cevriye, caminin civarında cıvıl cıvıl cıvıldayarak cüceleri cilalâyan, ciyaklatan civelek cazip Candan’la cahil cühelâ cani Cengiz’i cezalandırdılar.

Cüce çinici Celali Hoca gizlice marpuççular içindeki zücaciyecilere gidip içi Çince yazılı cicili bicili cam çubukları cepceğizine indirmiş.

Cömert çamaşırcı ciğerciden cik cik öten çeşit çeşit civciv aldı.

Cebecili cambaz coşkulu Cevat, cicili bicili curcuna cömert Coşkun ile cücüklü cızırtılı cacık içtiler.

Cırcır böceği çeneli ciciannenin çıtır pıtır kızının çıtı pıtı çıtkırıldım çocuğu için çıtı pıtı hanım, ciciannesine çatmış, çıkışmış.

Cumaları cumadan cümbür cemaat cicili bicili, cücüklü cacıklı cingöz, candan ciltçi Cemal’in cumbalı evine koşardık.

Cemil, Cemile, Cemal cumaları cilacı cüce Canip’in cicili bicili cumbalı ciltevinde cümbür cemaat cacıklı civcivle cücüklü cacık yerler, sonra da Cebecili cingöz coğrafyacının cinci ciciannesinin cırcırböceğini dinlerler.

Cemre caddedeki çiçekçiden cins cins çiçek aldı.

Cefakâr cümbüşlü Cafer’le cefakeş Cevriye, Cizre cezaevinde canlarıyla cebelleşirken Civangate camiasının cesur, cömert centilmenleri ceplerindeki cevahirle cemaziyülevvellerini cemedip cenup cenahına cehennem oldular.

Can benim canım çıkan elin canı.

Cüce çinici celâlli hoca Câbi, geceleri içki içince gizlice marpuççular içindeki züccâciyecilere gidip, içi çince yazılı cevizcikleri, ciro için, içiçe geçmiş cicili bicili üç çeşit biçimsiz civalı cam çubuğu cepceğizine indirdi.

Cem eğer kendi kendine gelseydi, Emel de gelecekti.

Cikcikleyen civciv cıvık camcının cebinden Cemil’in ucuz gocuğuna cüretli cikciklemesiyle cuppadak uçuverdi.

Cins cinsine çeker.

Cicili bicili cicim cebeci cömert Canip, cazgır cıcıkları cızbızlarken cezvedeki cücüklü cıcıklı cacıkları, coşkulu coşkulu cicozladı.

Candan canandan çiçek çok olur.

Cik cik cikcikleyen cimcime civcivleri cırtlatan cüneyt cesikanın ceketinden çekinmeden cortlattığı çekilmemiş çekle küçükçekmecedeki çamlı çiçekli çukur çemberli çorbacının camından çilli çamurlu çocukla çekine çekine çorba çalmış.

Cambaz Cevat, cılız cimri Coşkun’la cömertliğe cumbada cüret ettiler.

Ç

Çaycumalı Çakır Çetin, Çamlıktaki çalı çırpılarla çorak çayırları çapalarken, çamura çakılan çarığını, çakmağını, çakısını, çakşırını çıkarmaya çalışırken çok çabalayıp çantasından çabucak çakmağıyla çorabını çıkardı.

Çımasının çıplak çırağı, çıkrıktaki çıkınını bir çırpıda çınara çıkardı.

Çapakçurlu Çipil Çatal’ın çarçur ettiği çil çil liraları Çöpçatan Çakmakçı’nın üç kızı iç etmiş.

Çaçaron çocuk, çavuşüzümünün çiçeğindeki çeçeyi çekiciyle çekiçlemeden çeşnicibaşının çavuşkuşunun çizmesiyle çürüttü.

Çatalca’da topal çoban çatal yapıp çatal satar. Nesi için Çatalca’da topal çoban çatal yapıp çatal satar? Kârı için Çatalca’da topal çoban çatal yapıp çatal satar.

Çat burada çat kapı arkasında.

Çolak çobanın çorapsız çopur çocuğu, çomardan korkup çoluk çocuğunu çorak yere kaçırdı.

Çal çene çalgıcı çingene çarşıda çerçi cincinin çaldığı üç çift çerçeveyi camcı Celalettin’e önce çıtalattı da mı çiviletti, önce çivilettide mi çıtalattı?

Çul ardından çomak çeken çok olur.

Çapakçorlu çapaçul çarkçıbaşı çaylak Çağrı, Çatalcalı çakmakçı çivit Câhit’e, “Behey çaçabalığı, çepiç, çerçi, çakaloz, çayır horozu, çöpçatan, çurçur, çirişotu!” demiş.

Çarık çarıkla, sarık sarıkla

Çarık çorap dolak, ben sana çarık çorap dolak mı dedim?

Çilli çocuk çekingen çekingen çuvaldaki unu ve çörekleri istedi.

Çorapsız tunççu Tunç, çirişotlu çerçeveli çikolatasını, üç çiçekle taçladı, çırçır çurçur üç koçu seçti.

Çarşıda koza ucuz, çarşıda darı ucuz, çarşıda boza da ucuz mu?

Çukurcuma’nın çayırlı çarşısında çoban çeşme çevresindeki çamur çukurunda çimmeye çalışan çelimsiz çocukların çıkardıkları çığlıkları, çırpınmaları, çabalamaları çoğumuzu çileden çıkardı.

Çatalağzı’nda çatalsız Çatalcalı çatalcının çarpık çurpuk çançiçeğine çalçene Çoruhluya çarptırmasına, ne dersin?

Çıtır pıtır hanımın, çıtı pıtı kızının çıtkırıldım çocuğu olmuş.

D

Darendereli dertli derviş Dâvut Dede, dergâhında dizüstü düşüp dünyanın düzenini derin derin düşünerek dilinden düşürmediği dedim dedi dedim dedilerle, dualarla dertli dindar dostlarına derûn devalar dermanlar diledi.

Dedeman’daki dayımın düdük delisi debdebeli, delidolu oğlu Doğan doya doya doydum demeden, dedim dediye dırdıra düşmeden gitti.

Derya dolaptan aldığı dutları dört dondurma kabına dağıttı.

Dizini dişine değdirerek dışarıdaki dırdırları dinlemeden düşünceye dalan döşü dövmeli Davut, düş düşlemiş.

Damla damla göl olur, damlacıktan sel olur.

Dört deryanın deresini dört dergahın derbendine devrederlerse, dört deryadan dört dert, dört dergahtan dört dev çıkar.

Dilenci dalları dama düşürdüğü için mi dövüldü, dama düşen dalları diline doladığı için mi dövüldü?

Dambur dumbur nerede, deli kız orada.

Düşkün düşündeş düşünselde düşçü düşünsellikle düşünceleme düşselliğini düşünden düşüremez. Düşürürse eğer düşüncelik düşüncesizlikle düşündürücü bir düşünsellik kazanır.

Dadaylı dayımın Dodurgalı düdük deli dedesi, diline doladığı debdebeli dedim dedisiyle, dırdırını dilinden düşürüp de bir kez olsun doya doya düden diyemeden, düdenin dallara doldurduğu doyumlu yemişlerden doyasıya yiyemeden dar dünyadan göçüp gitti.

Dört deryanın deresini dört dergâhın derbendine devrederlerse, dört deryadan dört dert, dört dergâhtan dört dev çıkar.

Değirmene girdi köpek, değirmenci çaldı kötek; hem kepek yedi köpek, hem kötek yedi köpek.

Dombaylı dümbül düdük dümbelekçi düdükçünün debdebe delisi dadaylı dedikoducu didaktik dedesi, Diyarbakırlı didikçi dudu dadısı ile dudaksıllaşamadıkları için durup dinlenmeden dada didi dödö dudu düdü Dodo dıdı dedi durdu.

Dün Didem’in dedesinin Divanyolu dergâhındaki davetinde davetlilerle derleşirken dünyadaki dedikoduların devam edeceğini, dırdırların dinmeyeceğini, dar düşüncelerin diğerlerini desteklemeyeceğini düşündükçe doğrusu dertlendim.

E

Ertenekli Örtenekli, Ergene’nin ecesi, Esentepe’nin eğlencesi, Erdenler erkete Erdem’le bize geldiler.

El âlem ala dana aldı aladanalandı da biz bir ala dana alıp aladanalanamadık.

Ecelerin Eceabat’taki evlerindeki tekir kedi, tenceredeki elli dirhem eti kendi kendine yedi.

Evvelki gün Emel’in ebeveynlerinin Eflatun Efendi’deki eskimiş eşyalarını eşimle epeyce eleştirerek etrafı esprilerinizle eğlendirmiş, evlerindeki eski eserlerin evsaflarının ehemniyetsizliğini evelemişsiniz.

Evvelemirde eskimiş elbiselerini Eyüp’teki evkafın emirine emanet edip Eminönü’ndeki Edipler Edebiyat Evi’ne efkârını eşle dostla eksiltmeye evhamlanınca; evvela Erikçi Emin emminin eteğindeki ekşi eriklerin esmâsını edebiyle esrarlı esrarlı ezberlemiş.

Edirneli entelektüel Emine Eskişehirli, erdemli Emin Eser Efendi’yle eylülde Edremit’teki eski esercide, ekseriyetle eğitimci efsaneleri, emperyalist ecnebileri egzersizle, ehemniyetle eğitti.

Edepli edebi edepsizden edinmiş.

Edebi edepsizden öğren.

Eller bazlamalandı da, biz bazlamalanamadık. 

Eğer, Eleşkirtli eleştirmen Eşref ile Edremitli Bedri’yi Ege’nin en iyi eğercisi biliyorlarsa, ben de en iyi Ermenekli Erdem, Ergene’nin en iyi elektrikçisidir, derim.

Ebe Ecel, edepli Efe egemen eğitimde ejderli ehliyetini ekleyerek ellerini emeklinin entrikacı spekürcü erkek esmer eşine etejerli evinde eyvah diyerek ezberletti.

Ezineli emin Emin’in kızı ellilik Emine, bir eli ile mendilini salladı, bir eli ile elli bine el eyleyip zengin oldu.

Ecelerin Eceabat’taki evlerindeki tekir kedi, tenceredeki elli dirhem eti kendi kendine yedi.

Erzurumlu Efruz Efendi’nin evde kalmış, evlenmemiş ebesi, Edirne emini İskender Efendi’ye, “evet” deyip evlenmeli de mi ev edinmeli, yoksa evlenmemeli de mi ev edinmeli.

Ebe Ecel, edepli Efe egemen eğitimde ejderli ehliyetini ekleyerek ellerini emeklinin entrikacı spekürcü erkek esmer eşine etejerli evinde eyvah diyerek ezberletti.

Evlinin bir evi, evsizin bin evi var.

Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver.

F

Fakir fukaraya faydalı Fatsalı fındık fıstık fabrikatörü fedakâr Fahri’nin fakültedeyken felsefesi, Fransızcası, fotoğrafçılık faaliyeti, figüranlığı, figüratif faaliyetleri fevkaladeydi; fakat fiziği, fiziko kimyası, fizyolojisi felaketti.

Fitneci Fikret, firketeli Filiz ile fidanlıktan fiskoslaşarak firâr etti.

Fasa fisocu Fikret Fatsalı ile fesleğenci Feyyaz’ın Ferhunde’si Felmenk’e fink atmaya gittiler.

Flütçü Füsûn fulârı füzenle karalarken, fondancı fondoları fokur fokur fokurdattı.

Fındıklı’da fıçıları fırçalayan fıçıcı, fırçaları fırıl fırıl fırlattı.

Fettan fırsat fevt etmez, falcı falcıya fent etmez.

Fingir fingir fingirdeyen fıkırdak fare, Füreyâ’nın fokurdayan kafasına kafesinden ufak ufak fındıkları fırlattı.

Felemenkte Felemenklerin Felemenkçe mi konuştuklarını düşüne düşüne fertliği çektiler.

Fermanlı fabrikatör farmason Fuat, filden, fiilden, fısıltıdan, fosildan, flütten, filitten, fötrden fellik fellik kaçar.

Farfaracı Fikriye ile favorili fasa fiso Fahri, Fatsalı Fatma’yı görünce, fesleğenci feylesof Feyyaz’ı, fındıkçı Ferhunde’yi anımsayarak feverân ettiler.

Faydasız baş, mezara yaraşır.

Falcı, falcının falına, fasa fiso dedi.

G

Göl kenarına göçenler gelir gider olur.

Güneyli girgin gammaz Gâlip, Gâvurdağı’nda güpe-gündüz galeyâna gelmiş de, gülgiloğlu Gaziantepli gazup gazinocuyu Gölköylü gitaristle birlikte Gümüşhane’ye göndermiş.

Getir küpü, dök küpü. Getir küpü dök küpü.

Gariban güzel gelin gelinliğini giydi.

Getirince el getirir, yel getirir, sel getirir; götürünce el götürür, yel götürür, sel götürür.

Gıdasızlıktan gıcır gıcır gıcırdayanlara gıdıklamaktan gına gelen, gözleri görmeyen Gölcüklü Gönül, gölgesinden gönülsüz gönülsüz gövdesini gözlerken, gûlyabaniler gurbette gurlanarak gururlandılar.

Geldin geldin gelme, geldin geri dönme.

Gece gelen tekir kedi tenceredeki eti yedi, pencereden geçip gitti.

Gongu gonglatan güzel görünümlü gayretli gargaracı gırgır gacı ger ger gerinip ganinin gırnatasını gizlice üflemiş.

Güzel günlere güvenen gürbüz Gürcü, gürül gürül gürledi ve “gizlice gizlenen Giritli gibi giyinmekten gınâ geldi!” dedi.

Galata Kulesi kapısı karşısındaki kuru kahvecinin gıgısı çıkık, dişi kırık kurbağa kafalı, karakoncoloz kalfası halkı karışıklığa getirip kahveye kavruk kakula kırığı kattı.

H

Hahamhanede hahambaşı hahamı homur homur homurdanır görünce, hemencecik heyecanlandı, hızlandı, hoşnutsuz hırçın hallallarla halkaları, halatları hallaçlara verdi.

Hilebaz Hilmi, hizmetçi Hintli Hikmet’i Hindistan’dan hileyle himayesine getirdi.

Hakime hakem hakeme hakim gerek.

Hödük Höyük’te höykürerek hörgücünü höpürdetti.

Halıcı Halil habersiz halde hasırları Haziran’da hayırsever Hayri’ye hazırladı.

Hahamhanede hahambaşı hahamı homur homur homurdanır görünce, hemencecik heyecanlandı, hızlandı, hoşnutsuz hırçın hallallarla halkaları, halatları hallaçlara verdi.

Her kadın hanesinin hem hanımı hem halayığıdır.

Halam hallallarla halkaları halatları hallaçlara verdi.

Havzalı Haydar hancı Haydar’ın hasretinden hastanedeki haşhaşçı halka haykırarak havalandırdı.

Heceye hevesli heykeltıraş heybetli heybesini hemşiresi Hendekli Esma’ya hediye etti.

Horasanlı hoppa hoca hokkabaz hoyrat Hozatlı’nın horozuna hoyratlıkla hoşafları döktü.

Hulusi Huriye’nin huzuruna hükmetti.

Hiçlik herkesi hastalık hastası halinde hırpalayan nahoşça hırpalayabilen hain hislerdendir.

Halıcı Halim hala halamın has halısını Hallaç Halis’ten alıp Halime’ye vermemiş.

Hafız hacıyatmazın hürmetli hurmalarıyla haberleşen hüviyetsiz haberci hademe hacamat her hafta haddehanedeki hakiki hacı hallaç hakir hasanın hassas hecelerini hipnozla hımhımlayıp hokkabaz Hülya’nın hünerli hücresine hafif hafif hücumluyordu.

I

Itrı Şevki Bıyıklı bıkkın pısırık, ılık ırmağın akışını ırlayan ırlayıcı ırgatlara ırlattı.

Ilgazlı ışık ılıcalarda ıslıkla ısına ısına ılık ıhlamur ısıttı.

Icığı cıcığı Iğdır’ın ıhlamuru ıkıl ıkıl ılıman ıpıslak ırgatı ısıtan ışığın ıtırı ıvır zıvırdan ızdıraplıydı.

Irgat Kızılırmak Irmağı’nda ıslak ıvı zıvırını ısıta ısıta ısındı.

Yığınaklara çığ gibi sığınaklar yığıldı.

Yakındaki kaplıcada sığırcıklar çatılara yığılmış.

Bıyıklı bıkkın pısırık ılık ırmağın akışını ırgatlara anlattı.

Isıtıp ısıtıp ırmak gibi ıhlamur içtik.

Iğdır’ın ığıl ığıl akan ılıman ırmağının kıyıları ıklım tıklım ılgın kaplıdır.

Ilım ılınan ılıcalı akan ılık Iğdır Irmağı’nın kıyıları ıkır tıkır ığrıp ağaçlarıyla kaplıdır.

Işık ırmağı ışıldatarak ılık ılık ığıl ığıl ıssız ışıksız ılgınların ırgılanmasını ırak ışıkların ışıması ışıksız ırmak ırgalanarak ırgat ırmalarını ısırgan ısırmaları ızdıraplıydı.

Itrı Şevki Bıyıklı bıkkın pısırık, ılık ırmağın akışını ırlayan ırlayıcı ırgatlara ırlattı.

İ

İt iti itti, bit iti itti, it biti itti. Bit gitti, it gitti. İtti, bitti, gitti. 

İbikli icatçı içerlediği idamlığın ifadesiz iguanasını iğneledi.

İpeği imal eden imparator İsmail’i izledi.

İyi ilişkiler içindeki insanlar ince, iyimser, iddiasız, itikatlı, iradeli, izanlı, ilginç, inatlaşmayan, idareci, itaatkar, ihtiyatlı, iltifatkar, idealist, izzet-i nefisli, inandırıcı, itibarlıdırlar.

İki el bir baş içindir.

İş ister işten kaçar.

İki emini bir yemin aralar.

İstasyonda içilsin diye iki imbik ilaçlandı.

İki hakiki tilki Miki’nin biricik pilicini yiyip bitirdi.

İstediğini söyleyen istemediğini işitir.

İbibiklerin ibibiklerini iyice iyileştirmek için İstinyeli istifçi İbiş’in istif istiridyeleri mi yoksa İskilipli İspinoz işportacı İshak’ın işliğindeki ibrişimler mi daha iyi bilemiyorum.

İbrikleri icat eden içli idealist İffet ihtiyar ikiz ilerici imparatoru İncirlili ipekçi iri İspanyol’un işaretçi iti ile iz sürüp iyice izledi.

İbiş’le Memiş iş miş dememiş itişmiş kavga etmiş mahkemeye düşmüşler mahkemeleşmişler. İş miş dememiş itişmiş kavga etmişler de mi mahkemeye düşmüşler. İş miş demiş itişmemiş kavga etmemişler de mi mahkemeye düşmüşler?

İtilmiş ilgi isteyen ihtiyar insanların ihtiyaçlarını izole için iyilikseverlerin işlerini içtenlikle istikrar içinde ilaveten ihtimamı isteyerek insaniyet ile ifaları idealdir.

İyi ilişkiler içindeki insanlar ince iyimser iddiasız itikatlı iradeli izanlı ilginç inatlaşmayan idareci itaakar ihtiyatlı iltifatkar, idealist, izzet-i nefisli, inandırıcı, itibarlıdır.

Gül dibi gibi bülbül dili gibi gül dibi bülbül dili.

İki incinin içindeki inilti gibi iğneli gözleri içinin iniltisini dindirdi.

İzmirli iki ihtiyar incili incili ince incinin incisiz ince inciyi birincisinde itip itip ikincisinde ince ince iğneleyip tiksinmiş gibi pintisin pinti diyip incittiğini işitmiş.

J

Jimnastikçi japon jeolog jübiledeki jüriye jurnal satarken jandarmalar tarafından yakalanmış.

Jiujitsu yapıp jiujitsucu olmak ister misiniz?

Jülide jübilesinde jüriyle Jüpiter’e yalvardı.

Janjanlı jartiyeri jakarlı jaguarıyla Japonya’daydı.

Jimnastikçi japon jeolog jübiledeki jüriye jurnal satarken jandarmalar tarafından yakalanmış.

Jale Japonyalı jandarmadan Japonca öğrendi.

Jarseli jeolog jestini jeolojide yaptı.

Jiletçi jileti jiletçiden aldı.

Jülide jübilesinde jüriyle Jüpiter’e yalvardı.

Jimnastikçi Japon jeolog jübiledeki jüriye jurnal satıp jiletini jurnaliyle jüriye verdi.

Jurnalci Jale ile jeneratör Müjgan Japonya’dan jilet jant jet jambon jelatin jartiyer jeton jarse Japongülü getirdiler.

Jamaika’dan jetle gelen judocu Necdet’in getirdiği Japon jandarmanın kızı Fuji’nin pijamasıyla jan janlı jarse jüponuna jambon yağı döküldü de ne karısı Jale de jeton düştü ne Japon gülü Fuji aldırdı ciklet çiğneyip jimnastik yaptılar.

Jimnastikçi Japon jeolog jiletle jaluzileri açıp jübilesindeki jüriyi jandarmaya jurnal etmiş.

Janjanlı jurnalist jeofizikçinin jetonunu cikletciyle jelatinli jaguar şokomiko Julyanna’yı da Jülide’nin jürici camiasından jübileciyle şaşırtmış.

K

Kartal kalkar dal sarkar, dal sarkar kartal kalkar. 

Kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp. 

Kırk kanatlılardan Kırklarelili kırkayak kıkırdayarak kırık kırak yerken kırık kanadına kırıntılar döküldü. 

Kilimleri kirlere kirli kirli kilitleyen Kilisli kibar kimyacı, kibirli kibritçinin kitaplarını kiraladı.

Kırk kantar kırkar kırkar kırkık kuzu pustu tartar.

Kaz kafalı kavgacı kabakçı kardeşin kabahati kahve kaftanı kakalamaktı.

Kaynayana kazan kapak tutmaz.

Keskin kılıç kınını kesmez.

Karayağız kahraman kirli kalpakla kelepçeyi karşı kanepeye koydu.

Kamil’in katibi Kamuran kağıtçıdan kağıt almış.

Kırk kartal kırkı da kanadı kırık kartal kırkı konar kırkı kalkar kırkının da kanadı kırık kartal.

Karabüklü kabadayı kafakağıdını Kalecikli Kazım’a kaptırdı.

Kekeme Kerim kemençeci Kemal’le kerestecilik yaptı.

Kırgızlı kıkır kıkır kıkırdayan kıkırdakçı kızıl kırlangıç beslemiş.

Kilisli Kemalettin kişiliksizlere kilim satıyor.

Kürkçü kürkü kürke küskün küskün kürür üst üste küskütük koyar.

Kara kaküllü ketenli kız kibar komşusuna köprülü kuyuda küstü.

Kimi kere kısık kandil karanlıkta küçük küpe köpük köpük konan keskin sirkeyi ışıklandırırdı.

Keşmekeşli kekeme Kerim Kendirlili keten helvacısına kemik kekik kendir kenevir sattı.

Karaburunlu kabadayı Kadir kafa kağıdını Kadirlili kadi bilmez kapkaççı Kasım’la Kahire’deki Kalecikliler kahvehanesinde kalamarla kafuru satan kaparozcu Kuzguncuklu Kozmonot Kazım’a kaptırmış.

Kasımda Kazım’la Kasım dayım daima: “Sahi Salih sen sabah sabah sahneden sahaya Hamit’i sahadan sahneye de Hamide’yi mi yolladın?” diye sorar.

Karakış karlıdağı karla kavururken, kaşı kırkık kırk kulaklı Kasım kırk kırık küp ve kırkık kırk kuzu ile tokmaklı Kırkız Kalesi kapısında karkasının gerilerini kızgın kargılarla dağladı.

Kilisli kikirik kilimci Kilizman’daki kilitli kilisede kimliğini kimseye sezdirmeden kucak kucak kuskuslu kuşkonmazı kukumav kuşuna kişiliksiz kulağakaçan kirli kirloz kirpiye de Kuşadası’nın kuşhanesindeki kuşbaşlı kuşbazla birlikte önce kişnişli kuşüzümünü sonra da Kumla’nın kumlu kumlu kuşkirazını yutturmuş.

Kınıklı kılıbık kırpıntı Kıyasettin Kırımlı kılkuyruk kıtmiri kıkır kıkır kıkırdatarak küskütük küçümen küfeci külhaniyle külüstür Kürşat’ı külünklü küngür üstüne küttedek devirdi.

Kırıkhan’daki kırıkçı kırçıl Kıvanç’ın kırgın kırıkçısı kırmızı kırda kıkır kıkır kıkırdayarak Kırımlı kıkırdakçının kızıl kırlangıçlarını besliyormuş.

Kıyma kıyamayan kırık kollu kasap Keramettin, karşıda körkütük kıyma kıyan kasap Kamil’den kokmuş kokoreç aldı.

Kendirli kemençeci kekeme Kerim kentlerin keşmekeşliğine kesin kes karşı çıkıyor ve “Keşke Keşan’da keşkekçilikle kesmeşekercilik yaparak kereste kerevet kereviz ketenhelva kendir kenevir kemençe kalem kekik satıp kelepircilik ederek rahatıma baksaydım” diyor.

Kapı komşusunun küçük kızı Kadriye’nin kahverengi kelebek kumbarasının kilidi kazayla kırılınca kapıcının karısı Kezban koşarak karşı köşedeki kaba kilitçi Kazım’a kızarak kilidi kestirdi.

Kimsesiz Kamil’le karısı Kezban Kars’ın Kağızman kasabasının Kağnı köyündeki küçük kasvetli kulübelerinden kaçan keçilerine koyunlarına kahrolarak kötü kaderleriyle karşı karşıya kaldılar.

Kara kış karlı dağları kasıp kavururken günlerden bir gün kırık tokmaklı kırkıs kalesi kapısında. kırk kongu karkasının kuyruk gerileri kızgıb kargılarla dağlandı.

Kara kızın kısa kayışını kasışına şaşmamışsın da kuru kazın kızışıp kayısı kazışına şaşmış kalmışsın.

Kıvrımın kıvrımının kıvrımdaki kıvrımdan kıvrılıp küpe küpe deyince küp kükreyip düp der.

Kaledeki kalafatçılar kalfasına kalp para süreb kalyopi kalyoncu kulluğunda yakalandı.

Kıymacının kıymetli kıymalarını kıyan Kıymet Hanım’ın kolunu kıymık kanatmış.

Kürekçi küsküyle değil kürekle kürür karı kürkü ise kürke kürkçü ular.

Şu karşıdaki kara kuvuk kavak karardın mı ey kara kuru kavak sarardın mı ey kuru kavak?

Kara ketenlik külahlı kuş kara kediyi yedi kaçarken kanadı kırık kara kargaya kızdı.

L

Liseli lirik lokantacı, limanda litrelik limonlu likörler alırken, Lüleburgazlı lüzumsuz lüleci Latif, lüzumlu lüks lületaşlarını lüpletti.

Latifeci ladenli Lamia, latif lambasını, laboratuvarda lakırtıcı lalanın lacivert lake lavabosuna koydu.

Lokantacı lekeli Leyla, leblebici leylek Lemi’ye letafetle leylaklar levhasını gösterdi.

Lavantacı lekeli Leyla leblebici leylek Lemi’ye letafetli leylakları gösterdi.

Lalapaşa’da latif lavantacıyı lambasız lalezar layıkıyla lanetledi.

Laf lafı açar laf da kutuyu.

Leyleğin ömrü laklakla geçer.

Laboratuvarda leblebici limonlu lokumu lugatçiye lüpetti.

Losyoncu Lort lokomotifin loş lokantasında lokumcunun lokmalarını lokma lokma yuttu.

Lügatlı Lütfü lütfen lügatini lütfetti.

Langır lungur laflamadan leblebiye lafebeliği, lüpçülüğü lüplemeden Leyla’dan Lale’yi sorun.

Lüleburgazlı Latif Lalapaşagillerden Leyla ile Lalelili lüzuci leylak lakaplı Leman lüzumsuz lakırdılarla laflarla Leblebicilerden lacivert limuzinli lütufkar Lütfi Liamn lokantasında lezzetli lakerdaları limonluyor löp löp lüplüyorlardı.

Lapseki’den liseli Latif’le Ledafez laklakçı lakaplı lalalarının Laleli’deki Lezzet lokantasında leziz limonlu levrek lüfer lakerdaları lokmalayarak laubaliyane lüzumsuz laflar ettiler.

Lüleburgazlı langur langur Lemi Leyla’nın likör leblebi ikramından sonra “Lalelim Laleli’de lale satar” şiirini okumuş.

Larendeli Lala Lütfi Paşa’nın lalik karısı Lamia Laleli’de lavantacı Latif’e uğrayıp lavanta esası aldı limanda limonata içip laterna dinleyip Landon’la Lido’ya gitti.

Labadanların labadalıkları labadalılarla labadalaşmışlardan sorulmalı çünkü labadaların labadalıklarının lahanaların lahanalaşmış lahanalılıklarıyla alakalarının bulunmadığı anlaşılıyor.

M

Mehtapla melekleri mest eden meczup Mecdi, mezarlıktaki mezarcıları Mevlevinin Mevlut’unda methetti.

Minik merakını maharetli Müjgan’a mır mır mırıldanarak anlatan Mediha, mosmor morarıp monolog söyledi.

Müflisten medet münafıktan nasihat beklenmez.

Mağaralı Mehmet mağazada magazinleri makbuzla satmış.

Manken muhtarın Muşlu Muzaffer’le yaptığı mukavele mutlu sona erdi.

Maskeli madenci Mardinli mahcup Macit’i malum manifatura malları ile mahkemede mahkum etti.

Mısırlı mızıkacı mırıl mırıl mırıldanarak mızrağını mızrakla mıymıntıya mıhlattı.

Möbleci mösyö möbleleri möbleciye satmış.

Moskovalı model mosmor morararak modern mozaiklerde mola verdi.

Menemenli Naime nine ne benim mini minime ninni söylememe ne Naminin nağmeli mani mırıldanma manisine ne de Mehmene Banu namına nane mane emmene mani olur.

Maaşlı Macar maarifçiyle magazin manşetlerinde mağlup mahcup mahkemeleşti.

N

Niğdeli Nihat’la nişanlı Nigar nispetsiz Nilüfer’le nihayetsiz nikah ninnisini söyledi.

Nöbetçi nöbetinde nöbetini beklerken, nüfuzlu nükteden nümayişçinin numunelik nükteleri nüksetti.

Nuhkuyulu Nuri’nin nutku numaracıyı nurlandırdı.

Nobran noter noktadaki nohutları normalden noksan buldu.

Nazlı nakkaş nadide nakışları nasıl naçizane namlandırdı?

Niğdeli Nihat’la nişanlı Nigar nispetsiz Nilüfer’le nihayetsiz nikah ninnisini söyledi.

Nankör nalbant nalları nallamalı mı nallamamalı mı?

Nöbetçi Nedim nalbant Nail’i narkozla nakletti.

Nöbetçi nöbetinde nöbetini bekledi.

Nezaketli Nekre Nedim nevrastenik neşesiz Nekes Necmi’ye nefesini nezleli neşretti.

Niğdeli Nimet’in nankör nidaler nereden nereye naklolmuşsa Namlı Nergiz’in namusuna dokunmuş.

Nuh’un nargilesiyle naneli nar şerbetini n’apalım?

Namlı nane ninni ninni naneleri nazlı nazlı numaraladı.

Nüfuslu nükteden nümayişçinin numunelik nükteleri nüksetti.

Niyazi’nin Nüvit’le nöbetleşe normal naklettiği narenciye naklini nöron Nuri’yle numaracı Numan kapmışlar.

Namlı Nallıhanlı Nesrin’in nalınlarını nazikane nergis satan nöbetşekeri alan Nezaket’e vermesine ne dersin?

Nargileli Nuri nameci Nilüfer’e nargilesinden ne nameler dinletmiş.

Niyazi Nakkaş noktasındaki nöbetçiye nüzul nutkusuyla nükte yaptı.

Niğdeli nazik narin nazlı Neriman nefsi nükseden ninesinin “neredesin nankör namert nadan” nidalarından kaçar nişanlı namzedi namlı nakliyeci nakkaş Nedim’e nazlandı.

O

Obur ormancı ovanın ortasından oluk oluk akan sudan odunları omuzlayıp obasına götürdü.

Obur ormancı ovanın ortasından oluk oluk akan sudan odunları omuzlayıp obasına götürdü.

Obur ocakçı odunu oflaya oflaya oğullandırdı.

Olmaz olmaz deme olmaz olmaz.

Oğlum oldu oydu beni kızım oldu soydu beni.

Stüdyonun foto banyosunda sopranonun fiyaskosu, ovada ormanda duyuldu.

Lokantadaki locada lokum gibi nohut yedik.

Alkolik lort lokantanın locasında lokumları lokma lokma yuttu.

Psikolog Türkolog Etimolog ve Antropologlar meteoroloji tahmininden dolayı Hollanda’da toplandı.

Okmeydanı’ndan Oğuzeli’ne otostop yap Oltu’da volta at olta al Orhangazi’de Orhanelili Orhan’a otostopçuluk öğret sonra da Osmancıklı Osman’a otoydu fotoydu lotoydu say dök.

Oluklu’dan Kozlu’ya Kozlu’dan Oğuzeli’nin Otçuk Otogarı’na oba oba ot toplaya toplaya Posoflu Osman’ın ocağına vardı.

Lobutları loş locasında notalıyan normal lort losyoncusunun lokantasında nohutları lokumlarla karıştırdı.

Loş Lonca’da lokma lokum yiyen lord lodostan kaçıp lokantaya lokomotifle gidip olaya normal nokta koyacak.

Ordu’nın ortasında Osman’ın oğlu olmuş. Onu okutmuş. Okulda olağanüstü oturaklı olan Orhan otomatik olarak oyun oynamayı ormanları Osmanlıyı orduyu onurlu otoriteyi okumuş. On birinde ortaokulluymuş.

Ovanın ortasındaki ormanda obaları olan ormancılar, oradaki odunları omuzlarıyla o okulun odunluğunun orta noktasına taşıyor.

Obanın ocakçısı odacı Oflu Oğuz “oh” diyen ojeli oklavacı olgun omuzlu Onat’la operada orkestradaki Osman’ı otel ve ovada oynayarak Ozan’a yakalattılar.

Osmaniyeli okuryazar olmayan oduncu Osman, orduda on ocakta onbaşı olan ortanca oğlu obur Orhan’ın ortağıyla, ormanın ortasında oturup Oğuzeli Onbaşı Osman Orhan oğlum okul odun otomotiv otopsi otorite oktav oryantal otantik otokrat otomasyon sözcüklerinden oluşan olumlama oyalama oyunu oynadı.

Oldum olası onca olanakları olmasına oralı olmayan Ordulu Orhan’ın ortağının ortaokulda okuyan ortanca oğlu Oğuz odalığıyla odasında oflayarak oyuncaklarıyla oynayıp oyalanır.

Ö

Önce öfkeyle öttüğünden Ökkeş’i görmedi.

Öbürkü öcü öcünü ödünü öfleyerek ögelerini öğütledi.

Ölenle ölünmez.

Önce düşün sonra söyle.

Öküz ölür gönü kalır yiğit ölür ünü kalır.

Önce öfkeyle öttüğünden Ökkeş’i görmedi.

Ödünç ödeyerek öğünmek ödevi önergeyle öğretilmelidir.

Öğretmen öğleyin öğrencilere dört ögeden oluşan öğütleri söylemiş.

Öğretmen özerk öğretimde örnek alıştırmalara destek oldu.

Ödemişli ödlek Ömer öksürüklü Özdemir’in öküzüyle ördeğini öldürmüş.

Özbekçi Öcalan ödevli öfkeli öğleyin öksürüklü ölgün ömürsüz önemli el öpen örümcek öşürcüye öteden beri öylece özleyiş duydu.

Ödemiş’in öğünen öğretmeni Ökkeş’in özgürlüğüne ilişkin öngörülerine göre özerk öğretimde önemli olan öğretim görevlisinin özverili ve övülecek örgütlerinin olmamasıdır.

Öbür yörenin ötesinde ölgün gölde öten ördek gören Ömer önündeki ördeğin öttüğünü Ökkeş’e göstererek “ölen ördeğinle ölünmez” öğüdü ile özetlemiş.

Özbeöz’ün özbeöz Ödemişli öngörülü öğretmeni Özgüraslan ile Özgülaslan özellikle özerk ön öğretimde öylesine özverili övünç verici ve övgüye değer kişiler ki hani tüm öğretim örgütleri içinde en özgün örnek onlardır diyebilirim.

Özüne özgü özverili Özgür’ün özellikli özerk öğretiminde ödenekli örnek alıştırmalarına Ozan Özakman da ortak oldu.

Özlem’in özverili özel öğretmeni Ömür’ün önemli özelliği öğrencilerine öncelikle özeni öğütlemesi önerilerini öfkesizce özetlemesi örtülü örümceği öylece örneklemesi ödevlerini önyargısızca ödüllendirmesi özgürlüğün önemini öğretmesidir.

Örnek öğretmen Ömer öğleyin öğlenci özürlü öğrencilerine öncelikle ödevlerini öğrenmelerini öğretici öğütleri önemsemelerini örnek önder ölçülü özenli öğrencileriyle övüneceğini özetledi.

P

Polatlı potur pokerci polis, pokerde Portekizli posbıyık politikacıyı pohpohlayarak portföyünü boşalttı.

Pireli peyniri perhizli pireler teperse, pireli peynirler de pırpır pervaz ederler.

Pervasız palavracı, parasız pişmaniyecinin pötikare paltosuna pompayı püskürttü.

Peltek Pertev peltek peltek konuşan peltek torununu pelteklikten kurtarabilir mi?

Pahalı paçayı patavatsız pamukçu paramparça paraladı.

Pasaklı pinpon pislikten paklandı.

Paşaeli’deki panayırda pırlanta parçalar parçacı Pakize’nin palabıyıklı paçalı pantolonlu kocasındadır.

Paşanın papağanı paparasını pepeme Peyker’in peştemalına püskürttü.

Pülümür’ün pimpirikli pompacısı palabıyık Pervin’e pes etti.

Palavracı peltek pısırık pişkin poturlu porsuk pulcu pervasız palavracı parasız pısırık pinponun potikare paltosuna pompayı püskürttü.

Paçavracı paskal patronun paspasını paytak palavracı Pakize’nin paspal pabucunu patlattı.

Peltek pehlivan peçeli perişan Perizat’ın pervazı perdesiz peykede pestenkerani pembe pedagogla pençelendi.

Posbıyıklı bıkkın pısırık pıtırcık pazarına pılısını pırtısını bıraktı.

Pinti pideci pişkin pideleri pijamalı pisboğaz piyadelere piliçli pilavla pişirdi.

Pösteki pörsük pörsük pörsüdü.

Pulcu pulları puflayarak pusulu pusulanın putuna pulladı.

Pürüzsüz püsküllü pülverizatörü püskürte püfleyerek püreyi yedi.

Pervasız palavracı parasız pinponun pötikare paltosuna pompayı püskürttü.

Pınarbaşı’nın pimpirik pompacısı Pötürgeli pazvantoğlu pusatçı paskalyadan palaskasız pisbıyık paskal Pasin Pülümürlülere pülverizatörün Türkçesini satmış. Pülverizatörün Türkçesi mi ne? Püskürteç.

Pohpohçu pinti profesör pofur pofur pofurdayarak hınçla tunç çanak içinde punç içip pülverizatör prospektüsünü papazbalığı biblosunun berisindeki papatya buketinin bu yanına bıraktı.

Pötürgeli pompacı pimpirik Pusat’ın posbıyık mı pisbıyık mı oğlu Pulumurlu Pınar’la Pasin’e gitmiş.

Palavracı Perihan pısırık, pişkin pasaklı palasını palavradan parlattı.

Pazartesi perşembe Perihan’la Paşabahçe’den pırıltılı papatyalı puanlı prizmatik persolenleri peştahtayı peştemalı petunyayı peşin parayla peyleyerek paylaşırken pembe patiskadan perişan paramparça pijama ile pasaklı Pomak patronun pörsük poplin pantolonu pislikten paklandı.

Paskalyada para piyasalarındaki plansız patlamayla Parisli Prenses Pervin’in Pembe Palas’taki papelleri pul olunca parasızlıktan psikiyatr olarak Perili Park pasajında Palmiye polikliniğine postalandı.

R

Romanyalı romantik romancı Roza, Roma’da romanest rol oynamasına karşın, ressamlar resmi redingotlarıyla Roza’nın resmi reveransını redde rey verdiler.  

Ramazanda razakizade rastıklı Rasim raftaki radyonun rabıtasını kesti.

Radyocu rahat raconuna rağbete rağmen randımansızdı.

Rehber refikanın reel resmi revizesini rezilce reddetti.

Reşit’le Reşat reklamda rekabeti refakatten rezalet mertebemize çıkardılar.

Rıfkı’yla Rıza rıhtımda rızklarını aradılar.

Riyaziyeci Rıfat ricaen riyasetini rica etti.

Romanyalı romantik romancı Roza Roma’da romantik rol oynadı.

Rönesans römorku battı.

Rüzgarcı Ruşen rüzgarda duruldu.

Rüşvetçiler rütbe rütbe rüşvet aldılar.

Resimli romanlarda dikkatle roman ruhları gören Raziye arabesk mikrobundan rahatsızlık kaparak verem oldu.

Radyolu ressam Rıfkı rint romancıyla röportajcı robottan rüşvet aldı.

Ramazanda Rizeli Remzi rüküş Rümeysa’ya rastlamış da: “Römorkör riziko rokoko Ruhülkudüs rüzgargülü rıhzır rehabilitasyon rızk rot rop rint ring ray ve radyoaktivite nedir?” diye sormuş.

Repertuardaki rengarenk resimleri ile rakipsiz Rizeli realist ressam Ramiz rahatsızlığına rağmen ruhsatlı Roza Restoranda rakısıyla rahatlarken radyo reklamcısı romatizmalı refikası rakik rüküş Reyhan’a rastladı.

Rize’de rahatsızlanan Ramazan’ın rizikolu referansı Recep’in oğlu Remzi’nin rızkını rezil etti.

Radyatörcü roketçi rahimle raketçi reçeteci ramazan rahat randevularında raptiye rap rap rolündeki rehberle romatizmalı reklam rejisörünün rakip repertuarındaki rekorcu riyakar romantiğin rüzgarlı rüyalarını rozetlerdi.

S

Sarımsaklamasak da mı gelir zamanı Sarımsaklamasak da gelirse zamanı Niye sarımsaklayalım o zaman samanı. 

Salepçi saf sadık sabuncu Saliha, salyalar saçarak sağlam saplı saldırması ile saldırdı.

Sergi seven Seher sebepsizce sebzeciden serin serin semiz seçti.

Sarışın Saadet sabah saati sağlıklı sarımsağı sabırla saçıverdi.

Saza sazla söze sözle karşılık vermek gerekir.

Sağlam inek sağdan sağar sağır Salih onu sağar.

Serçe ile söyleşenin sesi semadan gelir.

Selimiye’de sekiz bin sekiz yük seksen sekiz semerci seçkin semerlerini sedefçi Sefer’e senetsiz sepetsiz verdi.

Siyah sineklerle sivrisinekler sihirli sinemada sivilceli sivil sipahileri sinirlendirdiler.

Sokaklarda soluyan solucan soytarı somurtkan sopalı sobacıya sonsuz sorularını sordu.

Sözlükten sözlerini söyleyen Söğütlü Sökmen söylevindeki sözleri sönük sönük söyledi.

Sungurlulu suçsuz subay suçlu Suriyeliyi su başında susuzluktan susturdu.

Süslü sütçü süzgeçten süzülmüş sütünü sürtük sünepe süt nineye süzme sütlaç yaptırdı.

Sinsi Selim’in senelerdir sarsıldığını söyleyen sümsük Sabiha sahnede de sonuna kadar susmayacağını söyledi.

Sandıklı’da sepetleri sıralı simitçi sofrada sökülen sucukları süpürdü.

Sazende Şazi ile zifos Zihni zaman zaman sizin sokağın sağ köşesinde sinsi sinsi fiskoslaşarak sizi zibidi Suzi’ye sonsuz ve sorumsuz bir hayasızlıkla iki de bir şikayet ederler.

Sason’un susuz sazlıklarında sadece soğanla sarımsak yetişebileceğini söyleyen Samsunlu sebzecilerin sözüne sizler de sessizce ve sezgilerinize sığınarak inanabilirsiniz.

Safranbolulu Safinaz’la Salihlili Salih Sivrihisar’da soğuk almışlar sinüzit olmuşlar sonra sımsıkı sarınarak söylenmesiz Seyitgazi’ye varıp sarımsaklı suteresini susarımsağı ile karıştırarak suyunu süzmüşler.

Sen seni bil sen seni sen seni bilmezsen sen seni patlatırlar enseni.

Sazsız sözsüz sarsıntısız bir yaz meşesi için işsiz sessiz serseri bir Sivrihisarlı isteyişimizin sızısını size serzenişlerle anlatamam ki.

Sedat Tınaz’ın bütün tasası suratsız teyzesine rastlamadan önce set üstünde sırtını zerzevat sepetinin pis tepesine sürten sıska sülük tazısını tuz tortusu tütsüsüne tutmasıydı.

Sandıkta sepette sadece sıcak simit sakladıklarını sanan saçaklı Saliha sofrada saçılan sucuk salam sosisi süpürdü.

Samsunlu sandalcı sarhoş Sait sabahleyin sütçü Salih’in sevgilisi saraylı Serap’la sevimsiz sarhoş Sedat’ın sevdiği sakar sıska Süheyla’sını sevindirdi. Sonra sulu sütleri sarı sair sürahiyle sattı.

Sızım sızım sızlandırdığı sefaletle sürüklediği sevmediği sebatkar sülalesinden sınırsız servetini saklayan saygısız Sami sevgilileriyle saltanat sürerken sonunda sevdalanıp sürüm sürüm sürünerek sır oldu.

Sivrihisarlı simitçi Salim’le simitleri susamlasak da mı satsak susamlamadan mı satsak yoksa susamlamadan satsak da satın alanlara mı susamlatsak?

Sivrihisarlı sazsız sözsüz sıhhatsiz sihirbaz sineksiz bir yaz köşesi seçip şu şovu yaparken işsiz sezişi güçsüz Sabih’i serzenişsizce susuyordu.

Sağmancının sepetini sıska sülük tatsız tuzsuz sert sırtlı biri taşırken sinsi sinsi sırıtıyordu.

Salih’in Samatya’daki salepçisi Savruk Salim sakanın sakin sakin sürtünen sıpasına sopa çekti.

Süleyman’ın Salkımsöğüt’teki süt kardeşi süslü Saniye’yi Samsun’daki Suavi’nin sınıf arkadaşı Suat’la söz kesildi.

Selahiyetli sosyolog Sarı Serap sizi salonunda sibernetik siyaset sofizm sosyalizasyon sembolizm söyleşisine çağırdı.

Sesim sesine seslendiğinde sesim dinlenmişse eğer sessizlik sona ermiştir. Sessizlik çekip gitmişse sesler içinde ses sese seslenenler sessizliği sesi sesleterek süslemişlerdir.

Süheyla sabah sabah saat sekizde seksek seken saplı samanlı sıska servisçi sözlüsünün sandığını Sandıklı’da sucuklu simit satan simitçiyle sabotaj senaryosunu seslendiren smokinli sunucunun stüdyosuna sakladı.

Sirkeci’de sirke satan Sürmenelili sirkeci Sırrı Sirkeci Tren Garı’nda trene biner Muratlı’da iner Trakya’da tıra biner dır dır der vır vır der zır zır der terelelli lelli der Sirkeci’de sirke satan Sürmenelili sirkeci deli midir nedir.

Ş

Şemsipaşa Pasajı’nda sesi büzüşesiceler. 

Şu duvarı badanalamalı mı badanalamamalı mı? 

Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada su şişesi. 

Şu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak sarımsaklamasak da mı saklasak. 

Şaşkın Şakir şaşırtarak şamatacı Şaziye ile şakalaştı.

Şaklaban şamdancı Şaban şatafatlı şatosunda şaşmaz şakrak şairleri şanlı şakrak şapkacısının şarabıyla şaşırttı.

Şıkırtıcı şımarık şıkır şıkır oynadı.

Şöhretli şövalye şölende şövalyesini şöminede yaktı.

Şurupçu Şule’nin şubesi şubatta şurupları şubelendirdi.

Şüpheli Şükrü şürekasını şüphelendirdi.

Şiş şişesi şişlemiş şişe keşişe şiş demiş.

Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada soğuk su şişesi.

Şamlı şemsiyeli şıracı şişko şoför Şakir, şölende şurupçuları şüphelendirdi.

Şarklı Şevket’in şölenindeki şanoda şahane şarkılarıyla şakrak şakrak şakıyan şanlı şiveli şuh Şantöz Şeyda, şaşaalı şöhretine şükretmeyip şuursuzca şımardıkça şımararak şahsiyetini şaibelendirdi.

Şişli’den Şişhane’ye şirin Şemsi şemsiyesiyle şaşkın şakın şakırdayarak şımarık Şevki’nin şişesini götürdü.

Şişeci şirin şişko Şinasi şişmanlığından şirketteki şeriklere şikayet etti.

Şamlı şemşek şişik şimşir şahane şafakta şakşaklandı aşka meşkle coştu şişti şalgam gibi düştü şaşırdı.

Şekilsiz Şevki şaklaban Şevket’e: “Şişkin şişkin şaşkoloz bakıp şirin Şermin’i şaşırtma” dedi.

T

Tomarzalı topal Şaban, yapar çatar satar saban.

Tokatlı tombalacı, tombala torbasını toplarken, tombalak torununun topacını torbasına koydu.

Tatar tabip tahsilini tahminen tam tatil tadında tamamladı.

Taçlı taze tahtında tahtadan tavandaki tahtaları takıe takır takırdatan Talip’i taklit etti.

Tembel tefeci teyze terliklerini teker teker terli Tekin’in tepesinden Temiz Tekir’e fırlattı.

Tıraşlı tırtıl tıpacı tıknaz tırnaklarını tıkır tıkır tıkırdattı.

Tövbekar töbekici tövbe töreninde tömbekiye tövbe ederek tökezledi.

Tuzsuz tulumbaıc Turgut turnaları tutarak tunç tulumbasına tutkalladı.

Tütün tüttürmez tatlı yattırmaz.

Ter ter tepinip tir tir titreyen Tokatlı Talihli Tahir Turhallı Tombul Turgut’u tıpış tıpış tıpışlattı.

Topçular’daki tanınmış tarihçiler televizyondaki tükaka tahlileri terletseler Türkiye’deki tarihi tahrifleri tek tek toparlayıp tertibiyle terbiyesiyle topluma tanıtmalılar.

Tarlada taş toplayarak tıkanan tembel taşçı tarhana tenceresini tekmeledi.

Tilki Tınaz tekir tavşanı taşlı topraklı tıkanmış tüneli turuncu tuğlalarla tutturdu.

Tahrilli talihli tentürdiyotçu tetik Tahir’le tahterevallici tekinsiz Tevfik’in talimhanede ters türs konuşarak ter ter tepinip tir tir titremeleri Turhallı tombul Turgut’u tıpış tıpış tosbağa sokaktaki tömbekeciye doğru yürüttü.

Tokmakçı tokmağını tokmaklattırıyor mu tokmaklattırmayıp topuzcudan topuz yiyor mu?

Topal Talip’le Tophaneli Tahsin tahtarevalli tahtasından tepetaklak tortop taşların ortasında düştüler de ne tahterevalli tahtasını tazmin ettiler ne de tahtarevelli tahtasını tamir ettiler.

Takatsiz Tara Tosun tulumba tatlısı tadarken tabaktaki taze temiz tütünü tüttürdü.

Tam tesirli telkinleriyle tanınan taşralı takdirnameli torna tesviyeci temiz Tacettin tamirhanesini terk ederek topraktaki taşları toplayıp tarladan türlü türlü taze tereleri tahsilatla tahta tepsilerle tahtelbahir tepesine taşıdı.

Taşlı toprak traktörün tekerleklerini tak tak tartarlarken taksimli takatukacı taksicinin takunyasını takatukalarken taksimli takatukacı taksicinin takunyasını takatukalarken Trabzonlu Temel Tarabya’daki takasında tavana tos tos toslarken tak tak Tülay’ın tırnakları Taylandlı Tarkan’ın tortusunu tırtıkladı.

U

Ucube uçarak udunu ufukta Uganda’ya uğurladı.

Ü

Ücretli üçüncü üdebanın üfüre üfüre üleştirilen ümitlerini ünlendirdi.

Ünlü üç üçlü üniversiteli üçgen üslubu üretti.

V

Venedik’te vebadan vefat eden Vedat’ın veraset vekili, vasilerini velveleye verdi.

Varlıklı Veli, vırvırcı vikontla voyvoda vuruşunda vücutlandılar.

Vanlı vali valizini vazolarla vantuzları vahşi vatman vapura koydu.

Vazifelendirilen varlıklı vali vakarlı validesini vakitlice vasıtasıyla vardırdı.

Y

Yitik yerleri yollarda yorgunluktan, uykusuzluktan, yıkıla yıkıla yürüyerek yangın yörelerinden sonra yakalandılar.

Yakası yağlı Yaşar, yalının yanındaki yangında yalnız yaldızlı yaz yazısını çıkardı.

Yeni yelpazeli Yekta, yerli yelpaze yeleğine yedi yeni yeşil Yemeni yerleştirdi.

Yağmurlu yakada yabancı yavaşça yanındaki yayaya yalvardı.

Z

Zihni zihnini Zeki’nin zikzak çizen zevzek züğürt sözleriyle uzun uzun zorladı.

Zamkçı zevzek zirzop, zilli zorba zurnacıya seslendi.

Zanaatçı zammını zayıf zaptiye zabitinin zaruretinden zannetti.

Zamkçı zevzek zirzop, zilli zorba zurnacıya seslendi.